FONMARKET'ten...

 

Son zamanların popüler tartışması, TL’nin döviz karşısında aşırı değer kazanması sonucunun  kötü bir gösterge ve bir kriz habercisi olabileceği yolunda. Kötümser gözle bakıldığında bu kadar değişken içsel ve dışsal etkenlerle yaşamak zorunda olan ülkemiz için, bunca iç ve dış borç stokunun altında, kriz ihtimali aslında hep var.

 

Bu nedenle ihracat yapanlar haklı olarak satış fiyatları ve hammadde girdileri oranlarının azalmasıyla kendilerinin zor durumda kaldıklarını savunuyorlar. Bu da orta vadede bir dış ticaret açığı ihitimalini doğuruyor.

 

Birşeyleri düzeltmeye çalışırken, tüm piyasa oyuncularının elbetteki bundan mutlu olabilmesi olanaksız.  Yakın tarihteki krizlerde, devaülasyon sonucu bir iki kat artan döviz fiyatları karşısında, çok para kazandık diye yakınan ihracatçı hatırlamıyoruz doğal olarak.

 

İyimser gözlüğümüzü taktığımız zaman TL’nin değerlenmesi aslında ülkemizin itibarı ve para birimimize olan güven açısından çok olumlu. Her ne kadar dövizdeki düşüş net olarak ithal mallarına yansımasa – yansıtılmasa – da, fiyat istikrarının sağlanması durumunda uzun vadede olumlu etkileri artarak hissedilecektir.

 

Yaz aylarının dönemsel etkisiyle de olsa, 18 yıl sonra ilk defa eksi enflasyon rakamlarını da görmemiz – her ne kadar bunun da etkisi tüketiciye direkt olarak yansımamış olsa bile – olumlu bir gelişme olarak kabul edilebilir.

 

Bir de dövizin olması gerektiği değerde olmadığı, artı veya eksi başka rakamlarda olması gerektiğini savunanlar var ki, aslında arz talep dengesiyle değeri oluşan dövizin veya başka bir kıymetin - işin içinde manüpilasyon yoksa - o andaki değeri neyse olması gereken yer de orasıdır.

 

Sonuçta ekonominin müsbet bir ilim olmamasıyla da bağlantılı olarak, önemli olan olaylara hangi açıdan baktığımız , bardağın boş ve dolu kısımlarını birlikte yorumlayabilmemizdir. Güven ve istikrar ortamını kazanmak ne kadar zor ise ve zaman alırsa, yitirmek de bir o kadar kolay ve hızlı olucaktır.

 

Burç SAN